Ana yönlendirme menüsünü atla Ana içeriği atla Site alt kısmını atla

Cilt 1- Sayı 1Haziran

Yayınlanan 30 Haziran 2026

Araştırma Makalesi

  1. Osmanlı Kayıtlarındaki “Aktav Tatarları”: Kimlikleri, Göçleri, Anayurtları ve Doğu Türkistan’daki Aktaglık–Karataglıklarla İlişkileri

    Makalede; Osmanlı belgelerinde Tataran-ı Aktav, Aktav Tatarları ya da Aktav Yörükleri adıyla anılan ve isminden Kıpçak olduğu anlaşılan topluluğun Anadolu’ya ne zaman geldiği, Anadolu’da ve Rumeli’de nerelerde iz bıraktığı, gelmeden önceki yurtları ve orada bıraktıkları izler ele alınmıştır. Amaca uygun olarak toponimi sözlükleri ile tarih kitapları ve araştırmalarından faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda; Aktavların Anadolu’ya 1395 yılında, Toktamış ve Timur arasındaki savaş sırasında, Altın Orda’dan kaçarak geldikleri; sonrasında muhtemelen Çelebi Mehmet döneminde Balkanlara göçürülüp yerleştirildikleri ve orada kendi adlarıyla bir takım yerleşim yeri kurdukları tespit edilmiştir. Aktav adının ise sanıldığı gibi göç sırasında başta bulunan Aktav Bey (han) adından gelmediği; tam tersine söz konusu bey adının boy adından geldiği belirlenmiştir. Ana yurtları olduğu değerlendirilen Kuzeybatı Kazakistan’da bıraktıkları Aktav isimli yerleşim adları ve yine ana yurtları sayabileceğimiz Başkurdistan’daki Aktav-Kanlı boyu bunun delili sayılmıştır. Yine, Aktavlar ile Karatavlıların (Başkurdistan’da) Tavlı boyundan (Aral-Sırderya taraflarında) neşet ettikleri sonucuna da ulaşılmış; Timur-Toktamış savaşında Aktavların Anadolu’ya göçerken Karatavların kalmaları, aralarında muhtemel bir kardeş kavgasının varlığı olarak değerlendirilmiştir. Bu ihtimalden hareketle makalede, Doğu Türkistan tarihinde (16-17.yy) iç savaşın taraftarları olan ve Buhara civarında ortaya çıkan Aktaglık ve Karataglık isimli, birbirine düşman iki kardeşin tarikatlarının ad kaynağı üzerine de bir tartışma açılmıştır.

  2. Ruha Sancağında Mezrası Olan Köylerdeki Türkçe Kişi Adları (XVI. Yüzyıl)

    Bu makalede yer alan Türkçe kişi adları; 1518, 1540 ve 1566 yıllarında tutulan Ruha sancağı mufassal tahrir defterlerinden tespit edilmiştir. Bunlardan 1518 tarihli tahrir defterindeki yer ve kişi adları büyük ölçüde Akkoyunlular; 1540 ve 1566 tarihli tahrir defterlerinde yer alan kişi adları ise Osmanlı Devleti döneminde konulmuş tarihî Türkçe adlardır. Bu makalede XVI. yüzyılda Ruha sancağında mezrası olan köylerde yaşayan kişiler arasındaki Türkçe kişi adları incelenmiştir. Buna göre Ruha sancağında mezrası olan 87 köy vardı. Bu köylerin 80’ninde Türkçe kişi adları vardı. Biri viran, altı köyde ise Türkçe kişi adına rastlanılmamıştır. Türkçe kişi adlarından Aydoğmuş, Gündoğmuş, Avşar, Durmuş, Doğan, Kurt, Verdi, Tatlugeldi, Sevindik, Yağmur, Tanrıverdi, Ulaş, Kürşad… gibi doğrudan Türkçe olan adlar; Allahverdi, Hüdaverdi, Şahverdi, Hızırca, Alihan, Şahkulu, Demgeldi gibi içinde Türkçe unsurlar taşıyan bileşik adlar kastedilmektedir. Tespitlerimize göre Ruha sancağında mezrası olan köylerde yaşayan halk, kişileri 163 farklı Türkçe adla çağırmaktaydı. Bu makalede XVI. yüzyılda Ruha sancağında köy, mezra ve kişi adlarında Türkçenin yaygın olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.

  3. Çağdaş Onomastik Sistemde Urbanonimler: Kuramsal Yaklaşımlar ve Terminolojik Sınırlar

    Makalede urbanonimlerin adbilim sistemindeki yeri, teorik temelleri ve işlevsel özellikleri araştırılmaktadır. Urbanonimler, şehir mekânında yer alan cadde, bulvar, meydan, mahalle ve diğer objelerin adlarını ifade eden özel adlar olarak yalnızca nominatif birimler değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve ideolojik içerik taşıyan işaretler sistemidir. Araştırma göstermektedir ki urbanonimler, şehir leksikonunun temel bileşenlerinden biri olmakla birlikte şehrin imgesel-coğrafi modelinin oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Onlar çeşitli bilim insanları tarafından geniş şekilde araştırılmaktadır. Bunun nedeni aynı zamanda son yıllarda şehre sosyal-kültürel ve zihinsel bir fenomen olarak duyulan ilginin önemli düzeyde artmasıdır. Çalışmanın amacı “urbanonim” teriminin adbilim sistemindeki yerini açıklamak ve literatürdeki kullanımını değerlendirmektir. Bu amaçla mevcut teorik yaklaşımlar incelenmiş, urbanonimlerin işlevsel özellikleri sistemleştirilmiş,  onların diğer onomastik birimlerden ayırt edici yönleri belirlenmiştir. Aynı zamanda urbanonim kavramına ilişkin uluslararası ve yerel araştırmalar sistemleştirilmekte, bu alandaki mevcut yaklaşımlar karşılaştırılmaktadır. Sonuç olarak urbanonimlerin yalnızca toponiminin alt kategorisi değil, aynı zamanda çeşitli onomastik alanları birleştiren disiplinlerarası bir fenomen olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu ise urbanoniminin bir araştırma yönü olarak gelişim perspektiflerini genişletmektedir.

  4. Rum Eyaleti’nde Kadın Adları (1576)

    Son yıllarda, kadın konulu araştırmalar artarken tarihin bir ögesi olan kadınlarla ilgili kaynak bulma zorluğu yaşanmaktadır. Osmanlı arşivlerinde; vergiye ve askerliğe tabi erkekler, baba adlarıyla birlikte kaydedilirken kadınlara yer verilmemiştir. Anılan kadınlar genelde padişah, şehzade, vezir ve bey eşleri olup vakıf ve mülk kaydı dolayısıyla kayıtlarda yer bulurlar. Çalışmada kullanılan Rum evkaf defteri, Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivinde 388 (583) numara ile kayıtlıdır. 143 varaklı, 1576 tarihli defter, III. Murad’ın tuğrasıyla başlamaktadır. Defterde, birçok vasale ve pusula bulunmaktadır. XVI. yüzyılda merkezi Sivas olan Rum Eyaleti; Merzifon, Amasya, Tokat, Samsun gibi birçok il ve ilçeyi kapsamaktaydı. Çok sayıda vakıf ve mülk kaydı bulunan defterde, en çok Mahmud Çelebi’nin kızı, Mehmed Çelebi’nin torunu Ayşe Hatun; ikinci sırada ise Melike Hatun anılmaktadır. Babası Yusuf Çelebi olan ve Tokat’ta yaşayan Sitti Şah Hatun’un adı buradaki ilginç isimlerden biridir. Babası Piri olan Hatun, 3000 akça vakfetmiş; oğlu Mustafa’nın türbesinde türbedarlık ve cüzhanlık görevi vermiştir. Defterde, vakıf veya mülk sahibi kadınlardan bir kısmının eşi veya babası açıklanmıştır. Hayır eserleri sebebiyle adından birçok kez söz edilen Bülbül Hatun, Şehzâde Ahmed’in oğlu Şehzade Murad’ın annesi olarak gösterilmiştir. Defterde, 190 farklı kadın adı geçmektedir. Tarihî kadın adlarının araştırılması birçok soy bağının belirlenmesine veya daha iyi bilinmesine yardımcı olacaktır.

  5. Kazak Kişi Adlarında “Bay” Sözcüğünün Kullanımı ve Anlam Özellikleri

    Makalede bay sözünün kökeni, Türk dillerindeki anlamı ve kullanımı karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Eski dönemlerden beri bay sözünün Kazak erkek adlarının oluşumuna sürekli katıldığı ve zamanla antroponim kurmanın millî bir modeline dönüştüğü, çeşitli dil verileri ve tarihî örneklerle ortaya konulmaktadır. Bulgular kısmında, Kazakçadaki bay unsurunun kişi adlarında iki temel modelde kullanıldığı gösterilmektedir. XX. yüzyılın başlarından bay sözünün olumsuz anlam yüklenmesinde Sovyet ideolojisi ile edebiyatının etkili olduğu sonucuna varılmaktadır. Kazak yazarların eserlerinden verilen örnekler bu süreci göstermektedir. İkinci unsuru bay olan olumsuz karakter adları üzerinden söz türetme geleneğinin günümüzde de sürdüğü; bunun ortaya çıkışında toplumsal, psikolojik, edebî ve dilsel etkenlerin rol oynadığı belirlenmektedir. Yöntem bölümünde, araştırmanın materyalini eski destanlar, halk anlatıları, klasik Kazak edebiyatı örnekleri, çağdaş metinler, sözlükler ve nüfus sayımı verileri oluşturmaktadır. Tartışma ve sonuç bölümünde, bu olumsuzlaşma sürecinin yalnızca dilsel bir değişim olmadığı; aynı zamanda ideolojik ve toplumsal dönüşümlerin bir yansıması olduğu belirtilmektedir.

  6. Kazak Antroponimisinin Oluşum Temelleri

    Kazak kişi adları, eski dönemlerden günümüze kadar gelişimin çeşitli aşamalarından geçmiş ve söz varlığının bütüncül yapısı oluşmuştur. Bu makalede, bu ad hazinesinde yer alan isimlerin günümüze ulaşma süreçleri ve etimolojik temelleri incelenmektedir. Gelişim sürecinde birbirinden uzaklaşmış bazı varyantların, eski dönemlerde aynı kökten türediği fonemik düzeyde kanıtlanmaktadır. Kişi adları, günümüz Türk halkları arasındaki ortak tarihî ve kültürel bağın bir unsuru olarak ele alınmaktadır. Ayrıca halkın dünya görüşü, gelenek ve görenekleri, dini, tarihi ve sosyal çevresi gibi dış etkenlere de dikkat çekilmektedir. Çalışmada, Eski Türkçe kişi adlarının günümüz Türk dilleri ve Kazakçadaki biçimlerinin oluşum evrimi, yazım normları, Kazakçanın ses sistemine uygunluğu, yabancı ve Arap-Fars kökenli adların Kazakçaya uyarlanması gibi çağdaş Kazak antroponimisinin sorunları üzerinde değerlendirmeler yapılmaktadır.

  7. Arapça Kökenli Kazak Antroponimisi: Kültürel Aktarım ve Dilsel Dönüşüm

    Kültürel aktarımın temel birer yapı taşı olan kişi adları, toplumların yaşadığı sosyo-politik ve dinî dönüşümlerle doğrudan şekillenmektedir. Bu çalışmada, Kazak ad varlığı havuzunda köklü bir yer edinen Arapça şahıs adlarının kültürel aktarım düzeyleri, toplumsal kabul motivasyonları ve tarihsel süreçte geçirdikleri dilsel dönüşümler analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı, Kazak Türkçesindeki Arapça kökenli şahıs adlarını sıradan birer isim olmanın ötesinde birer dilsel artefakt olarak ele alıp bunların nesiller arası onomastik aktarım boyutlarını ortaya koymaktır. Araştırmanın kapsamı, Kazak toplumunun İslamiyet’i kabul etmeye başladığı 9-10. yüzyıllardan günümüze kadar uzanan geniş bir tarihî süreç ve Kazakistan Cumhuriyeti Ulusal İstatistik Bürosu’nun 1991-2021 yılları arasındaki 30 yıllık popüler isim verileriyle sınırlandırılmıştır. Araştırmada; tarihsel-dilbilimsel (diyakronik) çözümleme, etnolinguistik ve teolinguistik analiz, sesbilimsel (fonetik) transformasyon tahlili ve istatistiksel veri değerlendirmesini içeren karma araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, İslamiyet’in kabulüyle başlayan bu dinî-manevi geleneğin Kazak toplumunda güçlü bir “İslam hafızası” inşa ettiğini ve kültürel kimlikte kalıcı bir dönüşüm yarattığını göstermektedir.

  8. XX. Yüzyılda, Batı Azerbaycan’da Uygulanan Etnosit Politikalar ve Katliama Uğrayan Türk Toponimleri

    Batı Azerbaycan zengin ve çalkantılı bir tarihe sahiptir. Güney Kafkasya'da farklı zamanlarda meydana gelen sosyo-politik olaylar, savaşlar ve demografik durumdaki kasıtlı değişiklikler Batı Azerbaycan'ı da etkilemiştir. Tüm bu acı olaylar yer adlarında iz bırakmıştır. 16 Temmuz 1826'da Azerbaycan'ın bölünmesi için başlayan Rusya-İran Savaşı, 1877-1878'de gerçekleşen Osmanlı-Rus Savaşı ve 10 Şubat 1828'de imzalanan Türkmençay Barış Antlaşması sonucunda, Batı Azerbaycan'daki nüfus arasında gerilim artmış ve birçoğu anavatanlarını terk etmek zorunda kalmıştır. 1905-1906'da gerçekleşen Ermeni-Azerbaycan Savaşı da Batı Azerbaycan'da yaygın katliamlara yol açmış ve Azerbaycan Türkleri anavatanlarından sürülmüştür. 1918'de Batı Azerbaycan'da Daşnak Ararat Cumhuriyeti'nin kurulması, Azerbaycan Türkleri için büyük trajedilere neden olmuştur. Tamamen Ermenileştirilmiş olan Daşnak Ararat Cumhuriyeti'nin uyguladığı ulusal ayrımcılık ve etnik temizlik politikası sonucunda, 1918-1920 yılları arasında Azerbaycan Türklerinin yaşadığı 124 yerleşim yeri yıkılarak harabeye dönüştürülmüştür. Ermeni Devleti, 1950'ler-1980'ler arasında Azerbaycan Türklerini Batı Azerbaycan'daki yurtlarından çeşitli şekillerde, "kültürel" yöntemler kullanarak sürgün etmiştir. Bunlar birkaç şekilde gerçekleştirilmiştir: 1) Azerbaycan Türklerinin yaşadığı köyler birleştirilmiştir; 2) Köy sakinleri yeniden yerleştirilmiş ve köy yerleşimi tasfiye edilmiştir; 3) Yerleşimin idari bölgesi, bölge veya şehrin idari bölgesine dahil edilmiş ve köyün adı Ermenistan'ın idari bölgesel birimlerinin bileşiminden çıkarılmıştır.

Biyografi Makalesi

  1. Özbek Onomastiğinin Babası

    Makale; Özbek onomastiğinin kurucusu, Filoloji Doktoru, Profesör Begmatov Ernst Azimovich’in antroponimi ve toponimi alanlarındaki bilimsel ve pratik faaliyetlerini ele almaktadır. Çalışmada, onun monografilerinin ve sözlüklerinin içeriğinin yanı sıra özel isimler (onimler), antroponimlerin oluşumu, antroponimik göstergeler ile ad, soyadı, baba adı, lakap ve mahlas gibi antroponimik birimlere ilişkin mikro/makro onomastik formülasyonlarına (prostranstva) özel bir vurgu yapılarak bilimsel görüşleri ve yorumları incelenmektedir. Çalışma, Azimovich’in isimlerin yazımı konusundaki görüşlerini ele alarak antroponimik birimlerin işlevlerini de analiz etmektedir.

Görüş Makalesi

  1. Ekoloji ile Adbilimin Ortak Alanı: Ekolojik Adbilim Olabilir mi?

    Ekolojinin canlı ve cansız varlıklarının adlarının bulunması, adbilim ile ortak alan oluşturmakta ve aralarında bir örtüşme olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada ekoloji ile adbilim arasındaki kesişmelere yer verilmiştir. Adbilimin ana kolları ve yeradbilimin alt kolları ile ekolojinin alt dallarının oldukça yakın olduğu ortaya konulmuştur. Klasik adbilim çalışmalarının insan merkezli yaklaşımı yerine ekolojik merkezli bir yaklaşım sunulmuştur. Bu kapsamda Homo sapiens birey, grup, toplum veya topluluklarına verilen adların adbilim konusu olmasına koşut olarak diğer canlılara da benzer şekilde verilen adların adbilim alanında değerlendirilmesi için kavramsal bir çerçeve olarak ekolojik adbilim önerilmiştir. Ekolojik adbilimin konuları olarak adbilimin bazı konularının yanı sıra orman, mera, otlak, yaylak, nehir, göl, adları gibi ekosistem; habitat, niş, biyotop, biyom gibi ekolojik birimler için kullanılan adlar da birer konu başlığı olarak düşünülmektedir. Ekolojik adbilimin konu, yaklaşım ve değerlendirme açısından genel adbilimden ayrıldığı ileri sürülmüştür. Bu farklılaşma ekolojik adbilimin esas olarak ekolojik merkezli olmasından kaynaklanmaktadır. Böylece ekolojik adbilim; günümüz çevre sorunları, ekolojik dengenin bozulması, iklim değişikliği gibi çeşitli ölçeklerde yaşanan ekolojik sorunların çözümünde ad verme kültürünün önceki ve mevcut durumu ile değişiminin izini sürmeye odaklanır.

Kapak ve Jenerik

  1. İlk Söz

    İLK SÖZ

    Özel adlar, iletişimde yalnızca işaret ettikleri varlıkları diğer varlıklardan ayırt etmek için kullanılan dil birlikleri değildir. Onlar; içerisinde vücut buldukları dilin geçmişini, o dili kullanan milletin tarihini, hayat tarzını, inanç, örf ve adetlerini gösteren kültür ögeleridir. Kültürel sürekliliğin ve toplumsal hafızanın canlı tanıklarıdır. Bu özelliklerine bağlı olarak her zaman büyük ilgiye mazhar olan adbilim; sık sık tarih, yerbilim, budunbilim, halkbilim, toplumbilim, insanbilim gibi birçok sosyal bilim dalının, hatta yer yer bazı doğabilimlerinin ilgi alanına girebilmektedir.

    Genel Türk adbilimi, bugüne değin önemli başarılar elde etmiştir. Türk dünyasının hemen her köşesini araştıran çok sayıda araştırmacı ve onlar tarafından yapılan çok miktarda değerli araştırma bunlardan bir kısmıdır. Bu başarılarının yanında önemli eksikleri de bulunmaktadır: Bunların başında, malzemenin ortak bir bakış açısıyla derlenmesini, incelenmesini ve yayınlara dönüştürülmesini planlayacak ve teşvik edecek bir kurumun yokluğu gelir. Yine araştırmacıların alanın sorunlarını tartışacakları, eserlerini yayımlayacakları bilimsel bir derginin bulunmuyor oluşu da bir diğer önemli eksikliktir.

    İşte bu yılın başında, İzmir merkezli olarak hayata geçirilen Ad Derneği, bu eksikliklerden doğan ihtiyaçların bir sonucu olarak kurulmuş; Adbilim dergisi de bu derneğin yayın organı olması amacıyla faaliyete geçirilmiştir.

    Dergimiz, Türk halklarının özel adları (kişi, yer, topluluk, yıldız, hayvan, bitki vs.) üzerine yapılacak kuramsal ve uygulamalı araştırmalara yer vermeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte alanın kuramsal meselelerini tartışan, farklı diller ve kültürlerdeki adlandırma süreçlerini karşılaştırmalı yöntemle ele alan, disiplinler arası yaklaşımla alana yeni bakış açısı kazandıran çalışmaları da aynı şekilde kabul edecektir. Zira inanıyoruz ki Türk adbiliminin daha da gelişmesi, yalnızca malzemenin derlenmesiyle ve geleneksel yöntemlerle incelenmesiyle değil, onu açıklayan kuramların, yöntemlerin gelişmesiyle mümkün olabilecektir. Dolayısıyla Adbilim; farklı ülkelerde çalışan adbilimcileri ortak bir bilimsel zeminde buluşturmayı, Türk halklarının ortak adbilimcil mirasını bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi, böylece dünya adbilimine katkı sunmayı hedeflemektedir. Bilimsel ilkelerden ödün vermeden, akademik özgürlüğün sonuna kadar kullanıldığı, yapıcı bilimsel eleştirilerin bilgiye dönüştüğü saygın bir bilimsel yayın organı olmak en büyük hedefimizdir.

    İlk sayımız vesilesiyle derneğimizin ve dergimizin kuruluşlarında emeği geçen tüm üyelerimize, ayrıca yazdıkları makaleler ve yaptıkları hakemlik değerlendirmeleriyle elinizdeki sayının vücut bulmasına katkı sunan akademisyenlerimize ve editör kurulumuza teşekkür ediyor; Adbilim’in genel Türk adbilimine, Türklük bilimine ve uluslararası adbilim dünyasına hayırlı olmasını ve ömrünün uzun uzun olmasını diliyoruz.

    Yeni bir oluşumun ve yolculuğun bu ilk adımında tüm meslektaşlarımızı ve okurlarımızı saygıyla selamlıyoruz.

    Ad Derneği Adına

    Prof. Dr. İbrahim ŞAHİN